5 Nisan 2011 Salı

İnsanoğlunun Dengesizliği

annemizden babamızdan eşit oranda genetik materyal alırız; %50.
annemizin ve babamızın yarısı, bizi bir bütün yapar. ikisinin kan bağı yoktur, ta ki bizi var edene kadar. sonra biz onların kanı ve bağı oluruz.
ikisinin karışmış vücutları, karışmış genlerini oluşturur, anlamlı bir bütün elde etme amacıyla.

sonrası malum.
doğarız.

bundan sonrası çok önemli şimdi. bu noktaya parmak basmak istiyorum. ikisinden de eşit oranda genetik materyal alsak da, ikisinin homojen karışımı olmayız.(eş baskınlık olayını az unut) bazen biri bazen diğeri baskın çıkar.

işte git gide dengesizleşmemizin nedeni burada yatılı.

aşık olsalar da sürekli çekişen, bazen her şeyi bitirip ayrılan, hadi onu da geç en basitinden birbirinden çok farklı iki varlığın, iki bireyin, bir erkeğin ve bir kadının özelliklerini tek bir bünyede tutmaya çalışıyoruz.

ne oluyor o zaman, hem gezip görmeyi seven, hem de evine-yuvasına düşkün; hem kıskanç hem özgürlüğü seven; hem duygusal hem kırıcı; çabuk gülen ve ağlayan; hem yalnızlığı seven hem de ondan korkan; pratik ama sakar; yaratıcı ama maymun iştahlı; ilgili ama konsantrasyonsuz; zeki ama çalışkan değil; çalışkan ama zeki değil; ikisi de değil; hem zeki hem çalışkan ama ne olmak istediğini bilmeyen; suratsız ama komik; tatlı ama güzel değil; çok güzel ama kalpsiz; hem çapkın hem vicdanlı; hem efendi hem haylaz yaratıklar oluyoruz.

çevrenin fenotipe-karaktere etkisi yadsınamaz.

ancak ben suçlunun şu genler olduğunu düşünüyorum. aynı bedene iki ruh, hatta ve hatta gelmiş geçmiş tüm atalarımızın, çeşitli evrimsel süreçlerle edindikleri milyonlarca özelliği, minik minik genler halinde tek bir bedene sığdırmaya çalışıyoruz.

ruhlar çekişiyor içimizde.


kolay incindiğimiz halde, kolay incitiyoruz; kolay elde ettiğimize kıymet vermiyor, zor elde ettiğimize biraz daha fazla süre kıymet veriyor, yeri yokken konuşuyor, konuşmamız gerekince susuyor; güvenmemiz gereken yerde korkuyor, korkmamız gerekene daha çok sarılıyoruz; doğruyu bilirken, macera için yanlışı denemek istiyor; doğruyu tüm kalbimizle ararken en yanlışı buluyor; sonra tekrar tekrar mutsuz oluyoruz.

galiba, dengeyi yakalamak, genlere sus emri vermek, ya da bir ağızdan konuşmayın oğlum! demek.